Neden Yazıyorum?

Hey hayalperest, evet evet sen! İşin gücün yok mu, yazacaksın da ne olacak, düşlerin göğe mi erecek? Kendini bileceksin, blog yazmakta ne demek, kendine gel! Bir hayaliniz veya hedefiniz varsa, insanlar size onu yapamayacağınızı söylemekten asla çekinmez.

“Bir hayalperest olarak, başarısız olmak için yazıyorum.”
-Alparslan Baltacı

Nereye bakarsak bakalım orada kelimeler vardır fakat biz bunu görebilecek bir bakış açısına sahip değilsek, gözlerimizin önünde yatan bir gerçeğin farkında olmadan yaşamımıza devam ederiz. Bakış açınızı değiştirmediğiniz sürece farkında olamayacağınız gerçeği merak ettiniz mi?

Neden Yazıyorum?

Ademoğlunun doğasında “iletişim” var ve doğamız gereği oluşturduğumuz kelimeler hayatımızın her an her yerindedirler. Bazen bir sokak tabelasında, bazen bir oy pusulasında, bazen de manavdan aldığımız iki kilogram elmada. Hayatı oluşturan şey kelimelerdir ve "hayatın" kendisi de bir kelimedir. Bir hayalperest olarak size şunu söyleyebilirim, kelimeler şu anda var olduğu gibi gelecek zamanda da mutlaka var olmaya devam edeceklerdir. Neden mi? Çünkü yönünü bulmak isteyen herkesin bir sokak tabelasına ihtiyacı olacaktır. Kelimeler hakkında düşünmeye başladınız değil mi? Öyleyse kafalarımızı biraz daha yoralım.

ilk insanların mağara duvarlarına çizdiği resimler

Yaşam kelimelerden oluşur… Bir kelime için ne gerekir? Tabii ki de harfler. Harflerin kökeni ise ilk insanların mağara duvarlarına çizdiği resimlere dayanır. Genellikle hayvan ve anı çizimlerinden oluşan bu duvar yazıları aslında her şeyin başlangıcını oluşturuyordu. Yukarıda gördüğünüz “çizim” İspanya'nın kuzeydoğusunda bulunan Bask bölgesindeki Altxerri mağarasından ve 36 bin yıl öncesine ait. Peki bu çizim harfleri nasıl doğurdu? Siz bu resmi gördüğünüzde neler düşündünüz?

Aslında cevap çok basit, mesela gördüğünüz yuvarlak şey bir tekerlek. Bunu gören diğer insanlar da onun tekerlek olduğunu anlayabiliyor. Yani o yuvarlak çizim "tekerlek" kelimesini ifade ediyor. Daha da basitleştirirsek, ilk insanlar resimleri kullanarak birtakım şeyler ifade edip cümleler kurmayı başarmışlar. Peki ya cümlelere zamanları nasıl eklediler? Güneş, gökyüzü ve göl çizimlerini kullandılar. Güneş geçmiş zamanı, gökyüzü ve göller ise gelecek zamanı ifade ediyordu. Atalarımız kelimeler için resimleri kullandı. İlkel zekâ henüz gelişmediği için sadece kendisinden sonra gelecek bir nesli düşündüler, onlara avlanma ve barınma gibi temel ihtiyaçları anlattılar. Aklınıza şu soruyu getirin, birisi çıkıp da bizler için bir not bıraktı mı?

Bu konuyu araştırırken kendimi Antik Mısır'ın derinliklerinde buluyorum. Eski Mısırlılar, atalarımızın yaptıklarını bir adım daha ileri götürerek bu konuda eğitimler vermeye ve küçük resimler yani sembolleri kullanmaya başlamışlar. Neredeyse her kelime için bir sembol oluşturmuşlar. Çizimleri yapabilmek, onların aylarını hatta yıllarını almasına rağmen bugün firavunlar hakkındaki tüm bilgiyi edinebilmemizi başarmışlar. Mısırlıların ilk bulduğu buluşun kalem olduğunu ve çiçekleri kullanarak kâğıt yapabildiklerini kendiniz araştırıp öğrenebilirsiniz. Sıkılmaya başladığınızı varsayıyorum ve bu nedenle konuyu daha hızlı ilerletiyorum.

Mısırlılar, kâğıt ile kalemi icat etti fakat kelimeler halen teknikten yoksundu. Bunun başlıca nedeni olarak 700'den fazla mısır kelimesinin bulunması, yazmanın ve okumanın çok zor olması kabul edilebilir. Olumsuzluklara rağmen Mısır Hiyeroglifleri yazı yazmanın atası olarak kabul edilir.

Tarih sahnesine çıkan Sümerler, kullanılan birçok kelimeyi hecelere ayırmıştı. Yazı dilinde ifade etmek istedikleri şeyler için resimler kullanmak yerine, heceleri tercih etmeye başlamışlardı. Hadi buna bir örnek verelim; "su" kelimesi Sümer dilinde "A" ve "ağız" kelimesi "KA" şeklinde okunur, ikisini birleştirdiğinizde ise "AKA" kelimesi toplumu ifade eder yani toplum için yeni bir resim gerekmez. Su ve ağız resimlerini çizmeniz ve birlikte okumanız yeterli olur. Böylece okuyan kişi kelimeyi su ve ağız olarak değil "AKA (Toplum)” olarak anlar. Söz konusu belirtici işaretlerin, farklı kelimelerin başında ya da sonunda kullanılmasının (yeni bir teknik) yaygınlaşması ile birlikte, yazıları yazmak ve okumak kolaylaşmıştı. Peki tamam, Mısırlılar ve Sümerliler yazıyı icat ettiler, sonra ne oldu? Sonrasını öğrenmek için, Orta Doğu’da Dicle ve Fırat Nehirleri arasında kalan bölgeye yani Mezopotamya’ya gidiyoruz…

Fenike Alfabesi
⟶ Fenike Alfabesi ⟵

Mezopotamya’nın kuzeybatısında bugünkü Lübnan bölgesinde yaşayan deniz ticaretiyle ünlü Fenikeliler M.Ö. 2000'de ilk alfabeyi icat ederler. Ticaretin öneminin artmasının ardından Fenikeliler ticaret yapmak için gittikleri her yere bu alfabeyi götürüp, yaymaya başlarlar. Fenikeliler “alfabe” denilen icatlarını diğer bölgelerle paylaşmaya ve geliştirmeye devam ederken 700 yıl sonra M.Ö. 1300'lere geldiğimizde Çinliler ve Mısırlılar, ısı ile bitki zamklarını kullanarak mürekkebi bulmuşlar. Mürekkebin icadı yazının gelişimi için çok önemli bir yer tutmaktaydı. Mısırlılar kâğıt ile kalemi bulmuş olsalar da mürekkebin önemi tarihte hep ayrı tutulur. Mürekkep konusuna başka bir yazımda kesinlikle değineceğim fakat şimdi Fenikelilerden devam edelim.

Fenikelilerin ticaret yapmak için gittikleri Yunan uygarlığı ise bu alfabeye sesli harfleri ekleyerek (M.Ö. 900) bugünkü yazı sisteminin temelini oluşturur ve Yunan uygarlığı Fenikelilerin icat ettiği ilk alfabe üzerinde çalışmaya devam eder… 800 sene sonra (M.Ö. 100) 21 karakterli Latin Alfabesine son şeklini verdiler ve Latin Alfabesi orta çağların sonuna kadar Avrupa'nın tek ortak alfabesi oldu. Tüm tıp, hukuk, fen ve güzel sanatlar kitapları Latin Alfabesiyle yazıldı.

Latin Alfabesi
⟶ Latin Alfabesi ⟵

Biz ise yaklaşık iki bin yıl sonra 1 Kasım 1928 yılında Latin Alfabesi ile tanıştık. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ileri görüşlülüğü ve içinde bulunulan durumu en iyi şekilde tahlil edebilmesi sayesinde cumhuriyetin ilanından beş yıl gibi kısa bir süre sonra “Harf Devrimi” gerçekleştirilmiştir.

Türkçenin ses özelliklerine uygun olmayan ve Osmanlı döneminde kullanılan Arap-İslam (Osmanlı) alfabesi, ne yazık ki Türkçe’nin gerilemesine neden olmuştur. Atatürk’ün öncülüğünde yapılan çalışmalar sonucunda Türkçe’nin ses yapısına daha uygun bir alfabe olan Latin Alfabesi, üzerinde değişiklikler/eklemeler/çıkarmalar yapılarak Türkçeye uyarlanmak istenmiş ve 29 harften (21 sessiz ve 8 sesli harf) oluşan Türk Alfabesi meydana getirilmiş "Türk Harfleri” adı ve 1353 Sayılı Kanun’la kabul edilmiştir.

Türk Alfabesi
⟶ Türk Alfabesi ⟵

Yeni Türk Alfabesine geçiş sürecimizle ilgili internet mecrasında oldukça fazla olumsuz, gereksiz ve eksik bilgiden kaynaklı eleştiriler gördüm. Ayrıca tartışılıp/yazılması gerekiyor biliyorum fakat konusu “Yazmak, kelimeler ve alfabe” olan bir yazımda kısada olsa değinmek istedim. Eleştirilere bende cevap verip yazının daha da uzamasını istemiyorum. İleri görüşlülüğü sayesinde gelecek eleştirilere net şekilde cevap veren bir adamın sözlerine yer vermenin yeterli olacağı kanaatindeyim…

“Uygarlık yolunda başarı yenileşmeye bağlıdır. Sosyal hayatta, iktisadi hayatta, ilim ve fen sahasında başarılı olmak için yegâne gelişme ve ilerleme yolu budur.
-M. Kemal ATATÜRK

“İnkılabın temellerini her gün derinleştirmek, desteklemek lâzımdır. Birbirimizi aldatmayalım, uygar dünya çok ileridedir. Buna yetişmek, o uygarlık dairesine dahil olmak mecburiyetindeyiz.
-M. Kemal ATATÜRK

Zaman ayırabilirsem, Türkler olarak kullandığımız alfabeler ve Türk Dili’nin tarihsel gelişimini araştırıp/öğrenip mutlaka uzun uzun yazacağım. Şimdi, “Neden yazıyorum?” sorusunun cevabını hala merak ediyorsunuz değil mi?

Neden Yazıyorum?

Türkçe Q Klavyede bastığım her tuş ile ekranda çıkan harfler akabinde oluşan kelimeler ve yazma eylemi… İşte bunların tarihçesini öğrenip buraya kadar okuyan herkesi az da olsa bilgi sahibi yapabilmiş olmanın mutluluğu içerisindeyim ve ben işte bu yüzden yazıyorum!

Yazının başında belirttiğim “bakış açınızı değiştirmek” için bu şekilde yazmaya karar verdim. Aslında sizin kafanıza tipik bir soru vardı: Bu adam neden yazıyor? Siz sorunuzun cevabını öğrenirken; harflerin, alfabelerin, kelimelerin ve yazı yazmanın tarihçesi hakkında birçok bilgi edindiniz. Mısır’dan Mezopotamya’ya oradan da eski Yunan uygarlığına yolculuk ettiniz. Artık biliyorsunuz… Yazmak, basit bir eylem değildir!

“Yazı yazmanın tarihsel süreci neredeyse 45 bin yıl öncesine dayanıyor, sadece bunu anlamak bile insanı yazmaya itmez mi?
-Alparslan Baltacı

Soruyu samimi olarak somut şekilde cevaplamam gerekirse: Ben bu kişisel blogu; araştırma yapmak, yeni şeyler keşfetmek ve öğrendiklerimi not edebilmek için okunma kaygısı taşımadan yazıyorum. Yazmak istediklerim hakkında size bir şeyler söyleyemem çünkü henüz ben bile bilmiyorum. Her türlü çılgınlığa açık, geniş bir açıyla, acele etmeden ve yavaş yavaş yazmak istiyorum. Gelişen dünyada kelimelerin önemi fark edildikçe insanlar yazma telaşı içine girmeye başlıyor. Toplumun çoğunluğunun "benimde kişisel blogum olsun, bende bir şeyler yazayım" dediği bir dönemin içerisindeyim. Sayısız kişisel blog arasından ben başarısız olmak için yazıyorum. Çünkü başarısız olmak girişimciliğin ilk şartıdır. Bir girişimci olabilmek için ise başarısız olmalı ve yılmadan tekrar tekrar denemelisiniz.

Neden Yazıyorum?

Sen bir hayalperestsin, neden girişimci olmak istiyorsun? Girişimci insanlar; fırsatları görebilen, yenilikçi, risk alabilen, sezgileri yüksek ve harekete geçebilen insanlardır.

  • Ben harekete geçmek istiyorum.
  • Eskiye değil, yeniye ait olmak istiyorum.
  • Eleştirmek, düşünmek, araştırmak ve öğrenmek istiyorum.
  • Var olan, henüz keşfetmediğim yeteneklerimi fark etmek istiyorum.
  • Okuma ve araştırma alışkanlığımı ilerletmek istiyorum.
  • Üşengeçlikten kurtulmak istiyorum.
  • Gündelik hayatın bir parçası olan blog dünyasında yer almak istiyorum.
  • Araştırmalarımı sizlerle paylaşıp insanlara yardımcı olmak istiyorum.
  • Kendimi, yazdığım yazılarda bulmak istiyorum.
  • Hayallerime ulaşmak istiyorum.

Evet doğru duydunuz, hayallerime ulaşmak istiyorum! Ben günün birinde, blogumu işim haline getirmeyi hayal ediyorum. Hedeflerime/hayallerime doğru gittiğim yolda aklıma kazınan ve beni motive eden sözleri sizlerle paylaşmak adına yazıma ekleyip neden yazıyorum sorusuna cevap vermeye devam ediyorum.

“Hep yeni heyecanlara açızdır ama çok geçmeden onları kanıksar ve kayıtsız kalırız. Dünün mucizeleri bugünün sıradan olaylarıdır.
-Nikola Tesla

“Fikrimi çalmaları mühim değil… Asıl mühim olan kendi fikirlerinin olmaması.
-Nikola Tesla

“Yakın bir gelecekte aklımızda oluşan bir imgeyi ekran üstüne yansıtmak ve istenen yerde görüntülenmesini sağlamak mümkün olacak. Bu düşünce okuma aracının tamamlanması, sosyal ilişkilerimizin iyileşmesi adına bir devrim niteliği taşıyacak.
-Nikola Tesla

“Yeteneğinizin düzeyi ne olursa olsun, sahip olduğunuz potansiyel, bir ömür boyunca geliştirebileceğinizden hep daha fazladır.
-James T. MCKAY

“Beklemeyin; ‘doğru zaman’ asla gelmeyecektir. Nerede duruyorsanız, oradan başlayın ve emrinizde hangi araçlar varsa onlarla çalışın; daha iyilerine yolunuz üstünde nasıl olsa rastlayacaksınız.
-Napoleon HILL
Son olarak eklemek istediğim önemli birkaç detay var… Öncelikle sizde bilirsiniz ki aslında herkes hayalperesttir.  Hayalperest olmak bana özgü/özel bir durum değil amma velakin kendimi en çok bu kelime ile yakıştırabiliyorum. “Hayat Serüvenim” başlıklı yazımı okuma fırsatı bulursanız eğer siz de bana hak vereceksiniz. Ben çocukluğumdan itibaren çok farklı alanlarda kendimi geliştirmeye çalıştım. Örneğin herkes gibi benim de çocukken sırasıyla futbolcu, oyuncu, mühendis, doktor, avukat, öğretmen ve subay olabilmek gibi seneden seneye değişen hayallerim ve hedeflerim vardı. Yaş ilerledikçe inanılmaz bir değişim gösteren hayallerim/hedeflerim; kütüphaneci, kırtasiyeci ve küçük bir kitap kafe işletmecisi olmak gibi daha sakinleşen bir hale evirildi. Şimdilerde; 26 yaşına basmış, saçlarıma aklar düşmüş ve göbeğimin kendisini “ben de buradayım!” şeklinde gösterdiği, orta yaşlara doğru zamanın hızla akıp gittiği bir dönem içerisindeyim. Evliyim, üstesinden zar zor gelebildiğim yoğun tempolu/aşırı stresli bir işte çalışıyorum ve gerçekten yapmak istediğim tek iş yazmak. İnsanlara hayallerimi anlatmak, onları kendi hayallerine inandırabilmek ve küçük tebessümler oluşmasını başarmak…

Neden Yazıyorum?

Küçük bir çiftlik evinde; doğanın tam ortasında, doğayla iç içe, sessiz, sakin ve huzurlu bir ortamda yaşamak. Böyle bir hayalin gerçekleşmesini kim istemez ki? Çalışmadan hayatını idame ettirebilmek, zengin olmayan halk sınıfı içerisinde yaşayan insanlar için oldukça zor hatta imkansızdır. Gece gündüz çalışıp helalimle kazandığım parayla ayın sonunu denk getirebilme macerasında, tek düşünebildiğim gerçekleşmesini istediğim hayal bu kadar. Yatlar, katlar, ün, para ve araba benzeri şeyler bir kenara dursun, onlara karşı doğanın saf güzelliği… Başarabilecek miyim? Bilmiyorum ama o kadar güzel bir hayale sahibim ve bu yolda çalışırken bir o kadar mutlu oluyorum ki başarısız olsam dahi sizlerin yüzünde oluşturmak isteyip de oluşturamadığım ve kendi yüzümde beliren bir tebessüme sahip olacağım.

Kısacası; yeni dönem bilinen adıyla, ben bir marka oluşturup, kelimelerimle hayatımı idame ettirme hayaline sahibim, bir girişimciyim ve beni bekleyen o güzel yeşillikte yazmak istediğim macera dolu birçok masal olduğunu biliyorum. İşte aşağıda gördüğünüz resim faturaları denkleştirmek ve beraber huzurlu bir emeklilik hayatı yaşayabilmek adına eşimle, ailemiz ve memleketimizden uzaklarda verdiğimiz maceradan bir kare.

Neden Yazıyorum?

Birçok kez beni yarı yolda bırakan masamın ayakları kırık, yapıştırıcılar ve daha uzun yeni vidalarla ayakta durmakta zorluk çeker vaziyette. Yine de sürekli sallanıp duvarlara çarpıyor. Tak tuk sesleri klavyemden değil duvardan geliyor... Sinemaya olan merakım, izleyicilik şeklinde tek kelimeyle ifade edemeyeceğim kadar büyük. Tam bir tutku! Bu sebeple masamda “Fight Club” kanvas tablosu, “Leon: The Professional” kitabından/filminden Leon ve Mathilda’nın efsane repliklerinin yer aldığı iki kitap ayracı ve Sadri ALIŞIK’ın yeşil çam filminden “Turist Ömer” selamını verdiği diğer kitap ayracım. Bir kartonun üzerine asılmış not kağıtları, üzerinde imla kurallarına dair hatırlatıcılar ve motive edici sözler bulunuyor. Köşelerde ise olmazsa olmazım kitaplar. Dizüstü bilgisayarım o kadar eski ve yavaş ki çoğu zaman kelimelerimin hızına yetişemeyip, donuyor ve hata veriyor. Bazen bana küsüp kendini kapatıyor. Bense buna karşılık sürekli “kaydet” butonuna basıp onu teselli etmeye çalışıyorum. Onun için aldığım soğutucu kendini soğutamıyor ve dizüstü bilgisayarım masanın etrafını inanılmaz şekilde ısıtmayı her defasında başarıyor. Bu sıcaklık bana eskiden sobanın üzerine portakal kabuğu koyduğumuz günleri anımsatıyor. Portakal kabuğundan bahsetmişken aklıma geldi. Dışarıdan bakıldığında basit bir dizüstü bilgisayarmış gibi gözükse de bu maceradaki en önemli yol arkadaşlarımdan biri. Üstelik o benim için bir deniz kabuğu! Çocukken sahilden toplayıp, kulağıma koyup dinlediğim türden… Son olarak hayallerimle eş değer gördüğüm küçük bir gemim var. Karadeniz’e olan inanılmaz memleket sevgimin bir göstergesi ve masamın/hayallerimin ayrılmaz bir parçası. Dizüstü bilgisayarımın kapağını kaldırıp beyaz bir sayfaya yazmaya başladığımda, o gemi ile hedeflerime ulaşmak için yolculuklara çıkıyorum. Umuyorum ki bu yolda bana eşlik eder ve keyif alırsınız. Sizler de birer girişimci olmak istiyorsanız; girişimci ruhuna, enerjiye, deneyime ve motivasyona ihtiyacınız olacaktır, kendinizde bulabilmeniz dileğimle, esen kalın...

2 Yorum

Yorum Kuralları:
Reklam, tanıtım, küfür, hakaret ve sadece anahtar kelimeler içeren yorumlar yasaktır.

Hatırlatma:
Bloguma destek olmak adına yazıya olumlu ya da olumsuz yorum bırakabilirsiniz.
Yorumlarınız benim için çok değerli ve kısa süre içerisinde mutlaka cevaplıyorum!

Üyeliğiniz olmasa bile anonim profil seçeneğini kullanarak yorum yapabilirsiniz.