Yazmaya Dair

Kişisel blogumu açmadan önce uzun uzadıya düşünüp, planlar yapmıştım. Aslında bu daha çok beynim ve kalbim arasındaki bir savaş gibiydi… Beyin tarafım sürekli olarak, günde 10 saat çalıştıktan sonra dinlenmem gerektiği veyahut bu işe süreklilik kazandıramayacağım yönünde telkinlerde bulunurken kalbim hayallerimin peşinden gitmemi söylüyordu. Beynimin düşündüklerini bir kenara koyup bu yazıda kalbimin söylediklerini dile getireceğim.

Son dönemde insanların tek derdinin para olmasından dolayı benim blog hayalime de sürekli balta vurulmaya çalışıldı. Beni tanımayan insanlar olabilir fakat ben kesinlikle para kazanmak amacıyla blogumu açmadım. Bir blog açtım çünkü, yazmayı sevdiğim ve bir birey olarak okurlarıma ufakta olsa bir şeyler katabilme arzusu içinde olduğum için. Elbette ki para kazanmak isterim ama bunu zengin olmak için değil, sevdiğim işi yaparken aynı zamanda hayatımı idame ettirebilmek için isterim. Etrafımdaki insanların; blog açma, yazma isteğime karşı “Neden, niçin, nasıl, para kazanabilecek misin, boşa vakit harcıyorsun” şeklindeki düşüncelerini boş verip yazıma devam ediyorum.

Yirmi birinci yüzyıl gerçekten de bilgi çağı… Bende elimden geldiğince çağa ayak uydurmak adına yeni şeyler araştırmaya, keşfetmeye çalışıyorum ve en önemlisi üretiyorum. Yazarak bir içerik üreticisi oluyorum.

Yazmaya Dair

Neden yazıyorum sorusunu cevapladığım yaklaşık iki bin yüz kelimelik yazımı neredeyse bir ay gibi bir sürede bitirebilmiştim. Şimdi ise yazmak üzerine duygularımı ifade etmek istiyorum fakat gerçekten ne yazsam yetersiz kalacakmış hissini bir türlü üzerimden atamıyorum ama bir içerik üreticisi olarak yine de konuşup içimi dökmenin zamanının geldiğini düşünüyorum.

Belki masallar veya destanlarla büyümedim, ebeveynlerim bana hiçbir zaman kitap okumadı fakat nasıl olduysa bilmiyorum hayal kurmak daha çocukken içime işledi… Üstelik boş zamanlarımda kurduğum hayalleri detaylandırarak hoş vakit geçirebilme yeteneğimi daha küçük yaşlarda fark ettim. Size ilginç gelebilir ya da bana şizofrenik teşhisler koyabilirsiniz ama bu benim için bir film izlemek kadar güzel bir eylemdi. Filmde yönetmen koltuğunda otururken aynı zamanda başrol oyuncusu oluyordum. Bence sizlerde benimle aynı yeteneğe sahiptiniz belki büyüdünüz ve bu yeteneğinizin körleşmesine müsaade gösterdiniz, bilemiyorum. Bildiğim şey, çocukken gerçekten de sonsuz bir hayal gücüne sahip oluyoruz. Çocukken yatağınıza yattığınızda aklınızdan geçenleri bir düşünsenize. En muhteşem yazarların bile kelimelere dökemeyeceği o sonu gelmez maceralar… Büyüdükçe kimlik arayışı içerisine giriyoruz, farklı konulara önem vermeye başlıyoruz ve nasıl oluyor bilmiyorum ama beynimiz yeteneklerimizin bir kısmını size fark ettirmeden bir açık arttırmada satıyormuş gibi. Müşteriler; sınav stresi, özgüven eksikliği, boy takıntısı ve ergenlik benzeri şeyler oluyor genelde. Hepimiz için farklı bir müşteri açık arttırmaya katılıp, çocukluk yeteneklerimizi elimizden alıyor.

Ben on yedi yaşımdayken kendimle bir antlaşma yapmıştım. Yazacaktım ve yazdıklarımı okuyacaktım. Bu sayede kendimi tanıma ve geçmişimi unutmama fırsatım olacaktı. Kendimi tanıdığım zaman; çocukluğumu, ergenliğimi, gençliğimi ve orta yaşlı halimi bilecek ve hepsine ayrı ayrı değer verip sevebilecektim. Belki de yazdıklarım çocukken yatağa yattığımda kurduğum hayaller gibidir. Belki de hala çocukluk yeteneklerimi bu yüzden kaybetmemişimdir.

Yazmaya Dair

Yazdıklarım hakkında başkalarının ne düşüneceği, ne düşündüğü konusuna gelelim…

Açıkçası hiçbir zaman, yazdıklarım hakkında başkalarının ne düşündüğü benim problemim olmadı. Bence yazmak her şeye rağmen özgürlük demek ve Ahmet’in ya da Mehmet’in yazdıklarımı çok sert bir dille eleştirmesinin bile beni etkilemeyeceğini biliyorum. Okuyucuya ulaşacak her kelime, cümle ve paragrafın mucizevi olacağı kanaatindeyim. Bir yazı yayınladığımda elbette ki biliyorum kimi insanların gözüne, kimi insanların yüreğine değecek. Bazıları gülecek, eleştirecek, dalga geçecek ve “Bok gibi!” diyecek ama bazıları da var ki “Vay be, nasıl da sesim olmuş!” diyerek düşünce ortaklığımız için yazının altına yorumunu bırakacak. İşte bütün işin güzelliği ve heyecanı bu noktalarda gibi geliyor bana.

Eleştirileri kabul ediyorum ve ego yapmıyorum. Yazılarımı eleştirenlere “Kolaysa sende yaz görelim!” şeklinde cevaplar vermiyorum. Bence de yazmak çok büyük bir olgu değil fakat küçümsenecek veya hafife alınacak kadarda kolay olmadığını bilmenizi isterim. Yazmanın ne denli serüvenler atlattığını “Neden Yazıyorum?” başlıklı yazımda anlatmıştım. Okuyanlar bilir, yazı yazmanın tarihi neredeyse kırk beş bin yıl öncesine dayanıyor. Bu şuurda yazan biri olarak da olumsuz eleştiri dahi olsa içi dolu olsun istiyor insan. Hayatında hiç kitap okumamış insanın yazılarıma yorum yapması ne denli doğru?

Yazmaya Dair

Ben topluma karşı sorumluluğum olduğunu düşünüyorum. Mesela, okurlarımın hayatına bir şeyler katabilmek için yazıyorum. Elimden gelen bu. Onları etkileyebilecek kadar ünlü değilim sonuçta fakat yazdıklarımı içten okuyanlara ufacıkta olsa katkı sağlayabilmek gerçekten uğruna yazılabilecek bir amaç. Süslü cümlelerle bu kadar abarttığıma bakmayın hafta sonunu evde geçirecek ve izlemek için güzel bir dizi, film arayan birine de yardımcı olabilirsem bunu da bir başarı olarak görüyorum. Ama benim asıl isteğim: Okurlarım filmi veya diziyi dümdüz izlemesin, izledikten sonra düşünsün ve yorumlasın... Duygularını, düşüncelerini içinde tutmasın.

Ben duygularını içinde yaşayan birisiyim ve bazen içimden taşıp kelimelerimle dışarıya akmasına izin veriyorum aslında hepsi bu.

Yazdıklarımı; kim ne söyleyecek, ne düşünecek şeklinde kaygılar içinde yazmıyorum… Aklıma gelenleri veyahut bildiklerimi, yorumladıklarımı ve düşündüklerimi yazıyorum. Fark ettiğim bir şey var tamam ben yazıyorum ama her insan aynı pencereden bakmıyor. Nasıl mı? Kimisi nefret penceresinden bakıyor, kimisi sevgi penceresinden. Hangi pencereden bakarsanız, yazılarımı o şekilde okursunuz. Sevgi dolu pencerenizden bakmanızı temenni ederek, eleştirilmek konusunu fazla uzatmadan kapatıp devam edelim.

Yazmaya Dair

Yazıyorum çünkü; kendimi yazdığım yazılarda bulmak için… Bilgisayarın beyaz ekranı ayna oluyor insana. Neleri seviyorum, ne düşünüyorum, nasıl düşünüyorum, ne biliyorum gibi soruların cevaplarını yazdıkça buluyorum.

Yazıyorum çünkü; kendimle yüzleşebilmek için... Bugün hayallerim için ne yaptım diye sorduğumda cevabım basit ama etkili oluyor. Yazdım, yazmasam ölecektim. Benim için, yazmak nefes almaktır…

Beni yazmaya iten şey 1999 yılında babamın bir bilgisayar alması ve aynı hafta içerisinde internet bağlatmasıyla başladı. İnternete olan merakım küçük bir çocuk için bile fazlaydı. Daha o zamanlarda anlamıştım bu internet evreninde var olmam gerektiğini. İlerleyen yaşlarımda edebiyata olan ilgimin artmasının da azımsanamayacak kadar etkisi vardır blog yazmamda. Belki yaklaşık yirmi web sitesi açmışımdır. Bunların bazıları hatırladığım kadarıyla; oyun, İngilizce dersleri, html kodları, satranç dersleri ve anime gibi tek bir konuyu içerirdi. Yaklaşık 10 yıl süren maceranın sonunda tüm sitelerimin toplam da 1 milyon ziyaretçiye ulaşması üzerine teşekkür eder nitelikte tek bir yazı yazıp tüm sitelerime eklediğimi ve ayrıca 10 yıl gibi uzun bir sürede sadece 40 dolar gibi küçük bir miktar para kazanıp paypal hesabıma ekletebildiğimi hatırlıyorum. Bence hiç destek görmemiş küçük bir çocuk için büyük başarıydı.

Liseye başlamamla birlikte tüm sitelerimi internet dünyasından yok edip yeni bir sayfa açmıştım kendime. İleride kendi işim olduğu zaman bu işi profesyonel olarak yapacaktım. Ben sadece yazacaktım. SEO ve grafik gibi konularda ücretli destek alacaktım, ücreti neyse verecektim yani plan buydu… Tabi ben planımı yapmıştım ama hayatta planını yapmıştı; üniversite, iş ve evlilik gibi. On yıl süren maceraya geri dönebilmek için bir on yıl beklemek gerekiyordu sanırım…

Yazmaya Dair

On yıl sonra işler umduğum gibi gitmedi.

Yazmak devamlılık ister be dostum, yazmak gerçekten de zor iş… Tüm gün eve gittiğimde yapacaklarımı kafamda listelerken eve varıp yemeği yediğimde kendimi yatakta buluyorum. Yataktan kalkıp bir şeyler yazmak için ne kadar çabalasam da beynim “Tüm gün çalıştın, yoruldun, yat zıbar dinlen!” şeklinde azarlıyor beni…

Bildiğiniz üzere yazmak kolay iş değildir. Belalıdır, savaşçıdır, zorludur. Aynı zamanda kendi kendinle sohbet etmektir. Vazgeçilmez bir tutkudur, yaşamak gibidir. Çünkü ben inanıyorum ki yazmak yaşamın katmanlarını görmeyi, anlamayı, değerini bilmeyi, öğretmeyi ve detayları tespit edebilmemi sağlıyor. Deneyimlerimi, acılarımı, kaybettiklerimi veya kazandıklarımı, sevinçlerimi, düşüncelerimi, duygularımı ve varlığımın sebebini anlamama/anlatmama imkân veriyor.

Yazmaya Dair

Ayrıca her yazı, okurları arasından ortak düşüncede olan insanları bir topluluk haline getirir aynı zamanda. Yarınlar için kalıcı yapıtlar başka bir deyişle ölümsüz eserler bırakmak her eline kalem tutanın hayalidir. Bir yazı değil içinde binlercesi olan bir blog bırakabilmekse benim… Benimle ortak hayalleri olanlara birkaç ipucu vermek istiyorum.

1. Sabırlı olmak lazım. Sakin, yavaş, kararlı ve planlı bir şekilde düşünerek başlamalısınız yazmaya. Kelimeler herkesten önce sizin olmalı. Karşınıza çıkacak tüm zorluklara karşı sabırlı olarak bu yolculukta zorlukların serüveninize ayrı bir tat kattığını unutmadan yazmalısınız.

2. Biraz geri çekilip bakmanız lazım. Geniş açıyla düşünmelisiniz, çoğu yazınıza uzaklaşıp bakabilmeniz gerekiyor. Büyük resmi görmeniz; yazının ana temasını görmeniz ve ne anlatmak istiyordum, ne anlattım şeklindeki sorularınızı cevaplamanıza ve yazınızın son haline karar vermenizde size yardımcı olacaktır.

3. Büyük resmi görmek için uzaktan baktıktan sonra yazının yakınına girin. Bir büyüteç kullanın mesela ince detayları yakalayın, hatalarınızı düzeltin. Hem uzaktan hem yakından bakmayı öğrenin.

4. Hem kendiniz sorgulayın hem okuyana sorgulatın. Yazınızı gözden geçirin ve kendinize sık sık sorular sorun. Okurlarınızı da okurken düşündürmeye kendilerine soru sormaya mecbur bırakın.

5. Farklı olmaya çalışmayın. Farkı görün ve uygulayın. Verili bilgileri sorgulayın, konuyu detaylandırırken farklı bakış açılarını deneyin.

6. Tüm bunları yapmadan önce oku! Bol, bol oku... Nitelikli eserleri dikkatle incele ve gözlemler yap.

7. Yazdığın herhangi bir şeyi yayınlatma ve başkalarına okutma çabasına gireceksin. Bu hissi mutlaka yaşayacaksın. Kendini frenle ve bu konuyu bir an önce aşmaya bak. Okunma kaygısı senin yeteneğini köreltebilir. Sen kimse okumayacak olsa da yaz! Kendi kendinle paylaş. Fikrini önce kendin bil, yazıların sana ayna olsun.

Aslında daha çok kendim için ipuçları yazdım. Yazmak üzerine söylenecek kelimeler bitmeyecek sanırım. Ama bir şekilde son vermeliyiz. Kapanışa ve son cümlelerime geçelim.

Yazmaya Dair

Benim yazı yazmaktan kastettiğim muhteşem edebi eserler oluşturmak değil, böyle bir kaygımda olmadı zaten. Ben yazarken tabularım, korkularım ve yargılarım ortaya çıksın isterim. Bir yazıda mükemmeliyetçilikten ziyade bana dair hatalar olmasının daha çok kabul göreceğine inanıyorum. Belli ki yazmak kendi hikayemi tamamlıyor.

Yazmak ve kelimelerin gücüne inanmak, yeni bir evren keşfetmek gibi. Yeni evrenimi siz okurlarımla paylaşmak benim için mutluluk verici… Ama gitmeden önce şunu unutmayın!

Yazdıklarımı siz, sildiklerimi ben biliyorum…

Yazı yazmak üzerine oturup aklıma gelen her şeyi direkt olarak yazdığım, konudan konuya balıklama atladığım bir yazı oldu sanki... Kendimle yazmak üzerine ettiğim bu güzel sohbeti sizlerle de paylaşmak istedim, esen kalın.

4 Yorum

Yorum Kuralları:
Reklam, tanıtım, küfür, hakaret ve sadece anahtar kelimeler içeren yorumlar yasaktır.

Hatırlatma:
Bloguma destek olmak adına yazıya olumlu ya da olumsuz yorum bırakabilirsiniz.
Yorumlarınız benim için çok değerli ve kısa süre içerisinde mutlaka cevaplıyorum!

Üyeliğiniz olmasa bile anonim profil seçeneğini kullanarak yorum yapabilirsiniz.



  1. Kalemine sağlık, harika bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize sevindim, teşekkür ederim. Blogumun ayarlarını ve tema düzenlemesini bitirdikten sonra yazmaya daha fazla zaman ayıracağım...

      Sil
  2. Yazmak aslında bir terapi metodu, içinizi dışarı çıkarmak ve yalnız kendinle paylaşmak lüksünü yazarak yaşamak. Bu çok hoş bir şey... Hem dijital arşiv gibi de kişisel bloglar, bir şekilde ne zaman neler öğrendim, gördüm, gezdim kayıtlı... Sizin yazma serüveniniz de hayli eskilere dayanıyormuş, ama biliyor musunuz Sait Faik gibi "yazmasaydım deli olacaktım." diyen herkeste hep çocukluktan başlar..
    Ben de keyifli başarılı uzun bir yazı serüveni diliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel dilekleriniz ve yorumunuz için çok teşekkür ederim. Umuyorum ki uzun süreler boyunca yazmaya devam edebilirim.

      Sil