Ormanın Efsanesi #Kısa Hikaye

Bu çocuk tam bir mankafaydı. Şu durumda soru sormak yerine düşünmesi gerekmez miydi? Belki de çoktan beyin ölümü gerçekleşmiştir. Bir şeyler yapmanın vakti gelmişti, hava aydınlanmadan kurtulmalıydım. Yaralarım iyi durumdaydı, savaşabilirdim. Fakat bunu yapmak istiyor muyum? Bilemiyorum… Etrafıma iyice bir göz atmaya başladım. Beni bu çürük iplerden kurtaracak bir şeylere ihtiyacım vardı. Dikkatli davranmalıydım, kaçmaya kalkışacağımı anlarlarsa her şey biterdi. Bu yüzden, o aptalları uzun zamandır gözümün önünden ayırmamaya çalışıyordum. Adamlar yorgundu, bu işime yarayacaktı fakat kadın at üstünden hiç inmemişti ve herhangi yanlış hareketimde beni yayıyla indirebilirdi. Babam gibi suratıma gelen bir oku ellerimle yakalamak isterdim fakat yapamam, ben kahrolası bir avcıyım sadece. Bir anda ay ışığında parlayan bir şey dikkatimi çekti, bir bileklik. Kadının bileğinde duruyordu. O da ne! Ama bu gerçek olabilir mi?

Bu benim kız kardeşimin, ölmeden önce annem onu nehirden bulduğu inciler ile yapmıştı. Bir hediyeydi. Olamaz, kardeşimi öldüren o pislikler, bunlarmış! Yıllar önce biz daha çocukken kampımızı basıp annem ve kardeşimin canına son verenler bunlarmış. Belki bilekliği başka bir hayduttan almış olabilir ama yine de sinirlerime hâkim olamıyordum. Duygusal değil mantıklı davranmak zorundaydım. Ayaklarımdan yukarıya doğru soğuk havanın bedenimde gezişini hissediyordum.

+ Bize ne yapacaklar, kolonimi bulmalıyım.
– Kes sesini çocuk.

Ona çocuk diyordum fakat yaşlarımız aynı olabilir. Sadece planıma onu dahil etmediğim için bir anda ne yapacağımı şaşırdım. Plan mı? Henüz bir planım yok ki… Lanet olsun!

Ay bütün kudretiyle yükseldi, ay ışığı sayesinde gözlem yapmaya devam edebiliyordum. Gözüme bir adam kestirdim, yanında bir mızrak vardı ve adam sarhoştu. Bizi bağladıkları ipin boyu uzundu, kendimi at arabasının altına atıp, bulabileceğim keskin bir şeyle ipleri kesmeliydim. Belki bir çivi ya da keskin bir köşe. Gün ışığında beni bağlarlarken bir çivi görmüştüm, o kadar da baygın değildim. Ardından o adama doğru koşmalıyım. Sonra o mızrağı aldığımda, onlara bir avcının mızrakla neler yapabileceğini gösterecektim! Bazı problemler vardı. Peki ya çivi iplerimi kesmezse? Adamın yanına gidemeden ölürsem, ya mızrağı alamazsam?

+ Ne düşünüyorsun, biraz iyi durumdayım. Sanki ay ışığının iyileştirici bir etkisi var.

Bu çocuk ne saçmalıyordu böyle? Aya tekrar bakmak için kafamı yukarı kaldırdım. Ah, bir anda ayaklarım kesildi. Gerçekten de ay ışığının iyileştirici bir etkisi olabilir miydi? At arabasını takip etmeye devam ediyordum fakat kulağımda daha önce duyduğuma yemin edebileceğim bir ritim var, sesin geldiği yeri anlamaya çalışıyordum. Arkamı döndüm, ne bu olamaz!

– Kız kardeşim, benim güzel kız kardeşim.
+ Kız kardeş mi? Orada kimse yok, sessiz ol! Bizi duyabilirler…

Benim küçük kardeşim. Gözlerimi ondan alamıyordum, sanki bütün dünya durmuştu. Sadece kız kardeşim ve ben vardık. Bana doğru yaklaştı, elini yanaklarıma koydu. Çok güzel görünüyordu, beyaz bir elbisesi vardı. Sonra hava birden karardı, hiçbir şey göremiyordum ay ışığı tekrar görüşüme yardım ettiğinde, onun beyaz elbisesinin kanlar içinde olduğunu gördüm. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Ne söylediğini anlayamıyordum ama bana bağırıyordu aslında daha çok çığlık atar gibi bir hali vardı.

“Tek bir görevin vardı ve sen onu başaramadın!”

Bir an için gözlerim karardı. Bir süre sonra gözlerimi açtım. Bu Oğan’dı, uyanmam için beni dürtüyordu.

+ Hey uyan, uyan artık. Buradan kaçmamız gerek!

Gökteki ve yerdeki tanrılara verilmiş bir sözüm vardı. Arabadan indim, Oğan’a döndüm. Bu gece tanrılar bizimleydi, ay ışığının kudretli tanrısı, kardeşim, babam ve annem benimleydi! Onları hissedebildiğime yemin edebilirim.

– Buradan kaçmak mı istiyorsun?

Lafımı bitirmeden at arabasının altına atladım gözüme kestirdiğim çiviye, bağlı ellerimi tutup çektirdiğim gibi ipler yırtıldı, başarmıştım! Ayaklarımı çözdüm. Oğan nefes bile almıyordu çok şaşırmış olmalıydı. Havanın iyice kararmış olmasını bekledim. Bana “Hey ne yapıyorsun sen? Kurtuldun işte kaçıp gitsene!” şeklinde bağırdığınızı biliyorum, ama kardeşimin kanlar içindeki görüntüsünü hatırlıyorum, bunu yapmak zorunda olduğumu biliyorum ve bunu başaracağım. Başarmak zorundayım. Hava tekrar zifiri karanlıklaştı, diğer adamlar sanki ayakta uyuyordu. Yavaş ve sessiz bir şekilde adama doğru yaklaştım. Adamı ayağından yakaladım, onu yere doğru çektim. Adamın kılıcını sağ elimle aldım, lanet olsun kılıçları sevmiyorum. Sol elimle ağzını kapattım, yerde yatıyordu, karşı koymaya çalışıyordu. Kafamı kaldırdım, bu kanlar içinde olan kız kardeşimdi. Bana bir şey söylüyordu, bir anda başımda bir yankılanma ve acı hissettim.

“Öldür onu hemen!” 

Bu babamın sesiydi. Sanki bu gece gerçekten benimle birlikteydiler. Babamın emrini yerine getirmem lazımdı, gözümü kırpmadan sağ elimdeki bıçağı kalbine geçirdim. At arabasının sol tarafındaydım. Diğer adamlar sağ taraftaydı, birinin bana doğru yaklaştığını hissediyordum. Sesler duydum.

– Hey neler oluyor böyle? Sizi aptal sürüsü!
+ Sanırım bizim salak çok içti, ata bile binemiyor.
– Onu arabaya koyun ve köleleri kontrol edin hemen!

Diğer adam atından indi bana doğru geliyordu.

Yanımdaki atın üzerinden mızrağı aldım. Derin bir nefes aldım, kendimi sola doğru attım. Mızrağın ağırlığını elimle yokladım, bana doğru gelen pisliğe bakıyordum. Bunu yaparken o adamın gözlerine bakmamaya çalıştım, daha önce çok fazla yaban domuzunu uzak mesafeden indirebilmiştim fakat bu hiç tanımadığım bir insandı. Başımda tekrar bir acı hissettim ve bir yankılanma. Sanki babam tekrar konuşuyordu.

“Onlar birer hayvan… Kız kardeşini öldürdüler. Biz onlara hiçbir şey yapmamıştık oysa ki, işlerini bitir!” 

Dediğini duydum. Bütün gücümle mızrağımı fırlattım, mızrağım tanrıların yardımıyla bir ok gibi adamın boğazından girdi. Geriye sadece iki kişi kalmıştı.

– Avcı pislik kaçmış, öldür onu!

Bu kadının sesiydi yayını gerdiğini hissettim.

Arabanın ön kısmına ve atın soluna geçtim bana fırlattığı okların sesini duyuyordum. Birkaç tanesi ata isabet etti, hayvan dayanmaya çalışıyordu. Diğer pislik bana doğru geliyordu elimde kendimi savunabileceğim hiçbir şey yoktu. Sanırım işim bitmişti, at devrilmek üzereydi daha fazla dayanamazdı sırtına saplanan okların acısıyla kişniyordu. Ardından bir ses duydum.

“Ha ha!"
Kadının iğrenç gülüşü, gecenin karanlığı ve ayın beyaz ulu ışığında yankılanıyordu.

– Demek sende kaçtın ha?
+ Evet kaçtım ve seni durduracağım!

Bu Oğan’ın sesiydi. At daha fazla dayanamadı, az kalsın altında kalıyordum. Oğan iplerden nasıl kurtuldu diye düşünürken, direkt olarak kadının üzerine atladı. Bana doğru gelen adam kararsız kaldı. Bundan yararlanmalıydım kendimi kılıca doğru uzatmaya yeltendim. Bana doğru koştu, elimi kılıca doğru uzatıyordum. Bana savurduğun kılıcın çıkardığı ince sesi duydum. Ben bir avcıydım. Keskin duyulara sahiptim.

– Ölüm vaktin geldi Kan, tıpkı güzel kardeşin gibi. Ardından bir kahkaha attı.

Yoldaşları ölen bir adam, bu karanlık gecede nasıl gülebilir ki? Bu adamlar tam birer yaratık. Babam haklıydı, onlar hayvandı.

+ Öylemi düşünüyorsun?

Bu aptalın benim kılıca gideceğimi tahmin edeceğini biliyordum bu yüzden at devrildiğinde kılıca doğru hamle yaptım. Amacım onu mızraktan uzaklaştırmaktı, başarılı olmuştum. Onu iki elimle göğsünden ittirdim, aslında sert bir yumruk atmış sayılırdım. Dengesini kaybetti, zaten çok sarhoştu. O pislikten daha hızlıydım mızrağıma doğru koştum. Hemen arkamdan kılıcını savurmaya devam ediyordu, mızrağımı aldım. Karşısına geçtim, küçük adımlarla daireler çiziyordum. Ben bir avcıydım fakat bu gece bir savaşçı olmak zorundaydım! Bir gözümle Oğan’a baktım kadının kılıcını aldı, kadın bir hamle yapıp yayını kılıç gibi kullandı, Oğan yerdeydi. Hemen kalktı, yumruk yumruğa dövüşüyorlardı. Kardeşimi öldüren pisliğin hamle yapmasıyla kendi savaşıma odaklandım. Bana doğru kılıcını savurdu, sağ tarafa doğru hamle yaptım. Onu arkamda bıraktım. Ne yaptığımı bilmediğime yemin edebilirim. Mızrağımı havada çevirdim ve bir anda arkama doğru savurdum. Mızrağımı geri çekip havada savurduktan sonra arkamı döndüm. Yerde yatıyordu kardeşimin katili ölmüştü, bu hareketi daha önce babamdan görmüştüm. Bütün savaş boyunca sanki yanımdaydı. Bu nasıl olabilirdi ki babam ölmüştü.

Babamın bana öğrettiği hareketin aslı düşmanlar arkamızı dönük görünce gardını düşürüyor, mızrağı havada bir tur çeviriyorsun ardından bir anda arkanı dönmeden mızrağı düşmanına saplıyorsun. İşte bu yüzden mızrağı seviyorum, bir kılıçla bunları yapamazsın. Olamaz unuttuğum önemli bir şey vardı Oğan!

+ Oğan nerdesin?

Ses gelmedi fakat kılıç sesleri duyuyordum. Arabanın diğer tarafında kalmışlardı oraya doğru koştum. Oğan yerdeydi kadının ufak bir hareketiyle ölecekti. Bu çocuğu kurtarmak istiyor muyum bilmiyorum. Derin bir nefes aldım mızrağımı o kadına doğru salladım. Kadın Oğan’ın üzerine yığıldı. Oraya koştum kadını ayağımla yana ittim. Oğan şaşkın şaşkın bakıyordu. Eminim ki o mızrağı o mesafeden nasıl atabildiğimi düşünüyor. Kadının suratına doğru eğildim ve kolundan kardeşimin hediyesini çekip aldım. Bu senin değil sürtük, bunu hak etmiyorsun dedim. Kadın gülüyordu. Sanki mutluydu. Ağzından kanlar gelmeye devam ederken mırıldanmaya başladı,

+ Bizi yenebildiniz çünkü biz bir hata yaptık. Neden dört kişi olmamıza rağmen birbirimizden bu kadar ayrı mesafelerde yol alıyorduk? Neden sizi arabanın arkasına bağlayıp öylece bıraktık… Daha fazla konuşamadan “Ha ha!” diyerek o iğrenç gülüşüyle gözlerim önünde can verdi. 

Ama bir dakika bu kadın haklıydı? Adamların arasında çok mesafe vardı, bunun sayesinde o adamı kendi kılıcıyla öldürdüm. Eğer birbirlerine yakın dursalardı bu imkansızdı. Ardından mızrakla ikinci adamı öldürdüm. Üçüncüyü de, mızrağımı yerden alıp öldürdüm fakat bana koşarak gelmesine rağmen bu biraz zaman almıştı. Evet bizi baya arkada bırakmışlardı çünkü…

Büyük bir şey gördüm. Hemen ardından iğrenç bir kükreme sesi duyduk. Oğan’a baktım çok şaşkındı.

– Oğan koş!
+ Neler oluyor?
– Sadece koş! Bu aptal dünyadaki son gününmüş gibi koş…
+ Yeter artık bu akşam dört kişiyi öldürdün gözünü bile kırpmadın. Sen kimsin? Neler oluyor!
– Sence onları öldürmek neden bu kadar kolay oldu? Neden aralarında bu kadar mesafe vardı, neden bizi arkalarında bırakmak gibi basit bir hataya düştüler. Neden biliyor musun? Çünkü bu bir hata değildi. Biz birer…

Lafımı keserek araya girdi, bundan hiç hoşlanmam.

+ Saçmalamayı bırak, onları öldürdün çünkü sen iyi bir savaşçısın.

Ayak sesleri duyuyordum, iğrenç bir kükreme hayır hayır çığlık gibi birşey. Oğan’la birbirimize yakın duruyorduk. Koşmaya devam ediyorduk. Arkamızda birden fazla şey olduğuna neredeyse emindim.

– Biz birer yemdik, bu ormanda bir sürü tehlikeli yaratık var. İşte bu yüzden onlar aralarında mesafe bırakmışlardı. Olabildiğince büyük bir alanı gözlüyorlardı, tehlikeye karşı. Bizi arkada bıraktılar çünkü arkalarından bir yaratık gelirse biz yem olacaktık ve yaratık derken öldürdüğün o küçük kurtçuklardan bahsetmiyorum! Sadece koş…
+ Ayaklarım beni daha fazla taşımıyor, o lanet kadınla olan savaşımda bacağım yaralandı.
– Sadece bir çizik devam et. Sesleri duymuyor musun peşimizi bırakmıyor.

Babamın anlattığı hikayeleri ve gözlemlerimi düşünüyordum. Peşimizden gelen neydi? Bu çığlık veya kükreme neydi? Bir anda aklıma tak etti.

– Ayağındaki çizikten akan kanın kokusundan dolayı peşimizi bırakmıyor. Zifiri karanlıkta bizi takip etmeye devam ediyor.
+ Koşacak gücüm kalmadı, ne yapmalı…

Lafını tamamlayamadan yere yığıldı, zayıf düştüğünü tahmin ettim fakat o bir ağaç köküne takılmıştı. Yarası daha feci şekilde kanamaya başladı.

Başım bir anda keskin bir acıyla inledi. Sanki zaman durdu, babamın sesi tekrar yankılanıyordu 

“Oğlum, her şeyden çok korkmalısın ve her şeyden hızlı olmalısın! Her şeyden daha fazla cesur olmalısın! Çünkü peşindeki yedi ayaklı bir Kecrümö! İnsanlar ona bu ismi taktılar, ona efsane dediler. Evet, o dev bir yaratık. Ama kesinlikle efsane değil, bir ayağını gençliğimizde bu ormanda avlanırken ben kestim.”

Babam savaşçı ve avcı’ların en iyisiydi fakat anlattığı efsaneyi biliyorum. Anlatılanlara göre onu öldürmek neredeyse imkansızmış. Aslında o bir dev bir yaratıktı fakat sanki bütün yaratıkların annesiydi. Dev bir yaratık! Keskin gözler, hızı ve zehiri bir insanı alt edebilmek için her şeye sahipti. Bir anda dejavu yaşadım. Bir gece karanlıkta babam acılar içinde eve dönmüştü. Sürekli yeşil birşeyler kusuyordu, iğrençti. Annem çok yetenekli bir şifacı olduğu için onu otlarla kurtarmıştı ve babam o gece hakkında hiç konuşmamıştı. Babam bize hiç yalan söylememişti eğer yankılanan o ses bir bacağını kestiğini söylüyorsa bunu yapmıştır. Derin bir nefes aldım babamın dediği gibi cesur olmalıydım. Oğan’ın yanına gitmek için hamle yaptım fakat bir anda ormanın içinden dev yaratık Oğan’ın yanına atladı. İnanılmaz derecede büyüktü, karanlıkta ne olduğunu göremiyordum.

Ay ışığı keskin beyaz ışığıyla görüşümüzü aydınlattı. Bu da ne, bu gerçekten bir…

– Bölüm Sonu –

* Bu benim yazdığım ilk kısa metrajlı öyküdür.
* Karakterler ve canavarın ismi eski Türkçe’ye aittir.

2 Yorum

Yorum Kuralları:
Reklam, tanıtım, küfür, hakaret ve sadece anahtar kelimeler içeren yorumlar yasaktır.

Hatırlatma:
Bloguma destek olmak adına yazıya olumlu ya da olumsuz yorum bırakabilirsiniz.
Yorumlarınız benim için çok değerli ve kısa süre içerisinde mutlaka cevaplıyorum!

Üyeliğiniz olmasa bile anonim profil seçeneğini kullanarak yorum yapabilirsiniz.



  1. Öylesine bir göz atayım dedim. Okurken heyecanlandım. Bence amatörde olsa güzel bir hikaye olmuş. Devamını mı yazacaksın yoksa yeni hikayeler mi? Blogunu yeni keşfettim bu arada.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize sevindim, yorumun için de teşekkür ederim. Sanırım yeni hikayeler yazmayı tercih ederim.

      Sil